Ultrason

Ultrason Tarihi

SAYFA
1
2
3
4
SONRAKİ


İnanılmaz Yenilikler Devam Ediyor
1970'li yıllarda görüntülerde gri renk yelpazesi (İngilizcede “grey scale”) kullanılmaya başlandı. O zaman kadar görüntüler kağıt veya ekran üzerinde siyah veya beyaz noktalar halinde izlenebiliyordu. 1978 yılında Japonya'da Aloka Şirketi 32 gri renk yelpazesi gösterebilen cihazlar üretmeye başladı. Yine 1978 yılında yine Japonya'da Hitachi Şirketi tarafından, o günlerde bilgisayarlarda kullanılmaya başlanan mikro işlemciler ultrason cihazlarında da kullanılmaya başlandı. Mikroişlemci olarak Intel veya Motorola tarafından üretilen yongalar kullanılıyordu. Ultrason cihazlarında da kullanılan Intel tarafından üretilen ünlü 8080 mikroişlemcisi içerisinde 6000 adet transistör içeriyordu. Ayrıca bazı cihazlarda kullanılan “beyaz üzerinde siyah” görüntüler kullanıcıların gözlerini çok yorduğu için günümüzde olduğu gibi “siyah üzerinde beyaz” görüntüler kullanılmaya başlandı.

Hareketli Görüntüler
Ultrason cihazlarının ilk geliştirildiği 1970'li yıllardan itibaren hareketli iki boyutlu görüntü (İngilizcede “real time”) elde edilmeye çalışılmıştı. Bu yıllarda cihazların teknik yetersizlikleri yüzünden önemli bir başarı elde edilememişti. Kabul edilebilir derecede güzel hareketli görüntüler oluşturabilen ve ticari olarak başarılı olan ilk ultrason cihazı 1975 yılında A.B.D.'de Martin H. Wilcox tarafından kurulmuş, Advanced Diagnostic Research Corporation (ADR) adlı şirketin “2130” modeliydi. Şirket bütün dünyada bunlardan 5000 adet satmayı başarmıştı. Bu cihazın probu içinde 506 kristal vardı ve o zamanlara göre gerçekten kaliteli görüntüler oluşturuyordu.

Bu yıllarda üretilen yeni teknolojileri kullanan cihazlar eski modellere daha küçük, hafif ve ucuzdular. Hareketli görüntüler sayesinde anne karnındaki bebeklerin daha iyi görüntüleri elde edilmeye başlandığından sakatlıklar için kolaylıkta tanı konulmaya başlandı. Bu konuda doğum öncesi tanı (Tıpta “Prenatal Tanı”) adı verilen yeni bir ultrasonografi yöntemi ortaya çıktı.


Doppler Ultrason
Doppler ultrason, sabit duran bir alıcıya, örneğin insan kulağına, hareketli bir kaynaktan ulaşan ses dalgalarının titreşim sayısının hıza göre değiştiği ilkesine göre çalışır. Bu ilke Avusturyalı fizikçi Christian Andreas Doppler tarafından 1842 yılında keşfedilmişti. Doppler özelliği olan bir ultrasonografi cihazı, damarların içindeki kan veya kalbin çeperleri gibi hareketli organları algılayabilir ve bu hareketin sayısını veya hızını ölçebilir. Ultrason yoluyla damarlar içindeki kan akımını ölçme çok eskiden beri uygulanan bir yöntem olduğu halde bu özelliğin gebeliklerde kullanımı ancak 1964 yılında başlamıştı. Bu yıllarda üretilen cihazlarla daha çok bebeklerin kalp atımı saptanmaya çalışılıyordu. 1968 yılında Japon doktorlar H. Takemura ve Y. Ashitaka, Doppler etkisiyle kordon kanının hareketlerini saptamayı başardı.

1981 yılında Finlandiyalı doktorlar Pentti Jouppila ve Pertti Kirkinen, bebeklerin kordonundaki toplardamar (Tıpta “ven”) kan akımının gelişme geriliği olduğu durumlarda bozulduğunu buldu. İngiltere'de 1982 yılında Dr. Stuart Campbell ve Dr. David Griffin benzer ölçümleri bu kez bebeklerin kordonlarındaki atardamarlar (Tıpta “arter”) üzerinde yaptı. Böylece doğum öncesi tanı için doktorlara yardımcı olabilecek çok önemli bir yöntem geliştirilmiş oldu. Daha sonraki yıllarda Doppler ultrason yönteminin hareketli görüntüler üzerinde yapılmaya başlanmasıyla doktorlar için büyük kolaylık sağlandı. Doppler ilkesi kullanılarak kan akımı da görüntü üzerinde renkli olarak gösterilebilir. Renkli görüntüler doktorların dokular içinde damarları bulmasında kolaylık sağlar.


İlerlemeler 1990'lı Yıllarda Devam Etti
Bu yıllarda piyasaya daha önceden kullanılan kristallerin düz bir sırada yerleştirildiği lineer probların yanında “Konvex” tipte yani piezoelektrik kristallerin bir çemberin parçasını oluşturacak biçimde yerleştirildiği problar piyasaya çıktı. Bu dönemde özellikle büyük şirketlerin ürettiği güçlü ultrason cihazlarında görüntü kalitesi çok yükseldi. Görüntü kalitesinin yükselmesi ise özellikle anne karnındaki bebeklerin hastalıklarında erken tanı konulması açısından doktorlar için büyük kolaylıklar sağladı. Bu dönemde artık bebeklerin vücutlarındaki en ufak bir değişiklik rahatlıkla ultrason cihazlarıyla izlenebiliyordu. Örneğin bebeğin kalbinin çalışması ultrason cihazlarının Doppler işlevleriyle incelenip, kalbin yapısındaki bozukluklara daha anne karnındayken tanı konulabiliyordu.

1992 yılında Dr. Kypros Nicolaides ve arkadaşları anne karnındaki 11-14 haftalık bebeklerde ense kalınlığı (İngilizcede “Nuchal translucency”) ölçülmesinin anlamlı olduğunu kanıtladı. Bu çalışma için milimetrenin onda biri kadar küçük aralıkları hassas olarak ölçebilen ultrason cihazları gerekiyordu ve bunlar çoktan üretilmişti. Bu yıllarda sadece gebeliklerde değil, rahim ve yumurtalık hastalıklarında da ultrason cihazlarının ilgili damarlardaki Doppler ölçümleri veya bir iğne kullanılarak sıvı örneği alınması için görüntüleme yapılması gibi birçok karmaşık işlerde kullanılması için çalışmalar yayınlandı.

SAYFA
1
2
3
4
SONRAKİ