SERDAR SARI Kişisel Sayfalar
Anasayfa
Biyografi
Portfolyo
Fotoğraf
İletişim
Yazı Boyutu    Yazdır
Işık, Biraz Daha Işık(*)

Fotoğraf nedir? Bu tanım sanıyorum fotoğrafla ilgili olsun veya olmasın herkese göre değişecektir. Belki bir tanımı temel olarak tartışmasız biçimde kabul edebiliriz; fotoğraf ışığın kağıt üzerinde kaydıdır. Seslerin yani müziğin kaydının plaklara veya CD'lere kaydedilmesi gibi fotoğraf çekerken seçtiğimiz kompozisyondan gelen ışığı önce film daha sonra da fotoğraf kağıdı üzerine kaydederiz. Özellikle yeni başlayanlar çektikleri fotoğraflarına yansıyanların bir kayığın, denizin veya bir insanın dış görünüşü olduğunu düşünürler. Bu durumda örneğin güzel ve ilgi çekici görünen bir geminin fotoğrafı da güzel olacaktır. Zaman geçtikçe çekilen fotoğraf sayısı arttıkça fotoğraf meraklıları bir kavramı keşfederler; fotoğraf çekerken nesnelerin biçiminin değil yansıyan ışığın kaydı yapılır. Bazen fotoğraf çekerken elde ettiğimiz görüntü gördüğümüz objeye hiç benzemez. İyi bir fotoğraf için sadece güzel bir nesne değil ayrıca iyi ışıklı bir ortam gerekli olduğu anlamak zor değil. Zaten yüzyıllardan beri kullanılan "fotoğraf" sözcüğü de Latince'de ışığın kaydedilmesi anlamına gelir.

Fotoğraf çekmek aslında karmaşık bir işlemdir. İyi bir fotoğraf için kompozisyonu doğru oluşturmak, ışığı iyi yakalamak, makinenizin ayarlarını doğru vermek yanında ayrıca filminizin (veya dijital sensörün) vereceği tepkiyi doğru kestirmek gereklidir. Fotoğraf çekmenin bir sanat kabul edilmesinin nedeni de bu olmalı. Bütün sanat dallarında olduğu gibi fotoğrafta da gerçek dünyadan az veya çok kopuş vardır. Yani fotoğrafta yansıtılan görüntü dünyada algıladığımız görüntüden farklıdır ve bu farklılığın az veya çok olması fotoğrafçının elindedir. Bu farklılığı yaratmak için kullanacağımız araçlardan biri de ışıktır. Işığı sadece fotoğrafçılar değil ressamlar, heykeltraşlar hatta mimarlar yapıtlarını güzelleştirmek için kullanırlar.

 


Yazıya böyle başladık ama korkmayın ışık hakkında ayrıntılı ve sıkıcı konulara girmeyeceğiz, örneğin görülebilen ışığın elektromagnetik radyasyon içinde bulunan 400 ile 700 nanometre dalga boyundaki bir dilimden oluştuğunu bilmemiz iyi fotoğraflar çekmemizi sağlamaz. Bu yazının amacı fotoğraf çekerken kullanacağınız pratik bilgileri vermek olacak.

Üç Değişken: Enstantane, Diafram Ayarları ve ISO.
İşte fotoğrafçılığın püf noktası; güzel bir fotoğraf için bu değerleri doğru kullanacaksınız. İsterseniz sondan başlayalım, ISO değeri filminizin hassaslık ölçüsüdür. Bu değer bildiğiniz gibi filmin kutusunun üzerinde yazılıdır ve bu sayıyı makineniz üzerinde kullanmalısınız. ISO değeri arttıkça filminizin hassasiyeti artar, bu yüzden ışığın az olduğu ortamlarda fotoğraf çekerken yüksek ISO değerli filmler kullanırsınız. Böylece filminiz üzerine düşen ışık az da olsa yeterli olacaktır. Madem böyle bir kolaylık varsa neden sürekli yüksek ISO değerli film kullanmıyoruz? Yüksek ISO değerli filmlerde ne yazık ki grenler daha büyüktür hatta çıplak gözle bile görülebilir. Grenler görüntü üzerinde noktalar olarak görülür ve bu da birçok fotoğraf için istenmeyen bir görünüm olacaktır. Zor durumda kalırsanız makinenizin ISO ayarını filminizin değerinden farklı bir değere değiştirebilirsiniz. Örneğin karanlık bir odada çekim yapmak isterken filminiz düşük ISO değerli ise enstantane süreniz diaframı ne kadar açsanız da net bir görüntü oluşmayacak kadar uzun olabilir. Böyle bir durumda makinenizin ISO değerini 200 hatta 400 yaparak daha düşük enstantane süreleri kullanabilirsiniz. Böylece enstantane süresi kısalı ve hareketli nesnelerin fotoğrafını çekmek kolaylaşır. Fakat bu yöntemle filminizin üzerine az ışık düştüğünü unutmayın. Sonuçta güzel fotoğrafları garanti edemezsiniz fakat banyo sırasında stüdyoyu uyarırsanız görüntüleri kurtarabilirsiniz. Bu yöntem iki stop değişiklik sınırı içinde özellikle renkli negatif filmlerde işe yarar. Siyah-beyaz film kullananlar ise bu yöntemi sık kullanırlar. Siyah-beyaz film banyosu ve kart baskısı zaten fotoğrafçı tarafından yapıldığından, bu az pozlanma durumunu düzeltmek için gerekli değişiklikleri de yapmak kolay olacaktır. Dijital makinelerde ise ISO ayarını değiştirmek kolaydır fakat bunlarda da yüksek ISO ve enstantane değerleri kullanmak "noise" denen görüntü bozukluklarını artıracaktır.

Enstantane yani fotoğraf makinenizin obturatorunun açık kaldığı süreyi ve diafram açıklığını ise fotoğraf çekerken daha sıklıkla kullanırız. Aslında pratikte çoğu zaman film üzerine düşen ışığı sadece bu iki ayarı kullanarak değiştiririz. Peki doğru değerleri nasıl elde edeceğiz? Bir amatör olarak çoğumuzun ışık şiddetini ölçen dansitometremiz yok. Bu aletlerle fotoğrafını çekeceğimiz objenin veya alanın üzerine düşen ışığı ölçüp makinemizin ayarlarını yapabiliriz. Dansimetremiz olsa da bir manzara fotoğrafı çekerken kullanmamız olanaksız olacaktır. İşte böyle durumlarda artık birçok makine içinde bulunan ışık ölçme sistemi imdadımıza yetişir. Genelde fotoğrafçılıkta makine içi ışık ölçümü sistemine fazla güvenmemek gerektiği söylenir ve bu doğrudur. Fakat bu sistemi kullanırken amacımız buradaki değerleri körü körüne kabul etmek değil. Bu konuda biraz ustalaşınca makinemizin aslında bize birçok çözüm sunabildiğini göreceksiniz.

 


Makine İçi Işık Ölçüm Yöntemleri
Değişik markalı makinelerde farklı isimler verilse de genelde üç ölçüm yöntemi vardır. Bunlar nokta (spot), merkezi (center) ve çok noktalı (matrix-evaluative) ölçüm sistemleridir. Nokta ölçüm yönteminde makineniz görüntünün ortasında bulunan %1-3 kadar alanın ışık ölçümünü yapar. Bu bize çok küçük bir alandan yansıyan ışık değerini vererek yanıltabilir fakat bu bilgiyi iyi kullanırsak güzel bir fotoğraf da çekebiliriz. Bunun için bu ayarı seçip çekeceğimiz kompozisyonun üzerinde ışık açısından çok aydınlık ve karanlık bölgeleri tararız. Buralardan yaptığımız ölçümleri makinenizin vizöründe enstantane ve diafram değeri olarak göreceksiniz. Örneğin diafram önceliği kullanırsak enstantane süresi için ışık arttıkça kısa, ışık azaldıkça uzun olan birçok değer okuyacaksınız. Bu değerler kompozisyonunuzun ışıklanması konusunda size ipucu verecektir. Bir kuralı anımsarsak, kompozisyondan gelen ışığın ölçümleri sonucunda elde edilen değerler arasında beş duraktan (stop) fazla farklılık varsa film bunu kaydedemez. Örneğin bir kompozisyonda enstantane ölçümü bir noktada 1/1000 sn., diğer bir noktada 1/15 sn. değerini veriyorsa filminizde bazı yerlere ışık az düşecek veya bazı yerlerde ışık patlamaları olacaktır. Bu durumda ilk anda bu fotoğrafı çekmemeye karar verebilirsiniz. Diğer bir yöntem de bu ışık farklılıklarını bir biçimde önlemek olabilir. Örneğin bir pencereden gelen ışık parlak ise bu pencerenin perdesi kapatılabilir. Karanlık olan bölgeleri ise düşük şiddetli dolgu flaş ışığı kullanarak aydınlatabilirsiniz. Dijital makine kullanımı sırasında da bu kural geçerlidir. Belki de üreticiler dijital sensörleri filme benzer tepkiler verecek biçimde üretikleri için dijital görüntülerde de beş duraktan fazla ışık ölçüm değerleri varsa karanlık bölgeler veya ışık patlamaları görülür. Çok ışık alan veya karanlık bölgelerinde de kompozisyona ait gölgeler olan fotoğraflar doğru ışıklandırılmış demektir. Fotoğrafta tamamen beyaz veya siyah boşluklar olması çoğu zaman ışık ölçümü veya çekim hatasını gösterir.

Merkezi ölçüm de nokta ölçümüne benzer biçimde görüntü üzerinde ortada bir alandan yapılır fakat bu alan büyüktür. Bu ölçüm yöntemini kullanırsanız kompozisyon üzerinde nokta ölçümü kadar değişik ölçüm değerleri bulmayacaksınız. Nokta ölçüm yöntemini kullanmaya alışıksanız bu ölçüm yöntemini belki de fazla tercih etmeyeceksiniz.

Üçüncü ve son yöntem çok noktalı ışık ölçümüdür. Bu sistemde makineniz görüntü üzerinde birçok noktadan ölçüm yaparak ortalama alır. Bu ölçüm noktası sayısı makinenizin teknik özelliklerine bağlı olarak 15'e kadar çıkabilir. Böylece üreticiler makinenin bir kompozisyon üzerinde ortalama ışık değerlerini doğru olarak bulmasını amaçlamışlardır. Daha önce bahsettiğimiz gibi görüntü üzerinde beş duraktan fazla ölçüm farklılıkları yoksa bu ölçüm yöntemi oldukça doğru sonuçlar verir. Bu durumda ışık konusunda çok sorunları olmayan kompozisyonlarda bu ölçüm yöntemine güvenebilirsiniz. Bazen özellikle doğa fotoğraflarında renklerin daha koyu çıkmasını istiyorsanız bu değerleri bir durak daha düşürerek örneğin diaframı kapatarak daha kontrastlı bir fotoğraf elde edersiniz. Pratikte çok ışık alması nedeniyle bazı alanlarda ışık patlaması olmuş fotoğrafları düzeltmek olanaksızdır. Bunun yanında karanlık bir fotoğrafı banyo veya baskı sırasında düzeltmek kolaydır. Enstantane ve diafram ayarlarını görmek için makinenizi "program" moduna getirip deklanşöre yarım basmalısınız. Birçok SLR makinede bu sırada vizör içinde veya makine üzerindeki ekranda enstantane ve diafram ayarları görülür. İşte bu ölçüm değerlerini aklınızda tutmalısınız. Zaten bu değerlerin doğru olduğuna inanıyorsanız deklanşöre tam basıp fotoğrafınızı çekersiniz. Peki bu değerleri değiştirmek istiyorsanız ne yapacaksınız? Bunun için eşdeğerlilik kuralını kullanmalısınız.

Eşdeğerlilik Kuralı
Şimdi bir deney yapalım. Daha önceki paragrafta sözettiğimiz gibi makinenizin ölçüm sistemini nokta (spot) seçeneğini seçin, fotoğraf çekme modunu da diafram öncelikli moda getirin. Bu biçimde ışık ölçümü yaptığımızda sonuçta elde edilen enstantane ve diafram açıklığı değerlerine dikkat ederseniz bir özellik göreceksiniz. Diafram öncelikli modda diafram değerini siz verirsiniz, makine uygun enstantane değerini kendisi hesaplar. Bu durumda makinenizi aynı yöne doğru tutarken diaframını açarsanız enstantane süresi kısalacaktır. Örneğin diafram 5,6 iken enstantane de 1/125 sn. olsun. Diaframı 8 değerine düşürseniz makine enstantane değerini 1/60 değerine çıkaracaktır. Makineniz içindeki ışık ölçüm sistemi elde ettiği bilgilere göre film üzerine düşen ışığı sabit şiddette tutmaya çalışacaktır. Makine içindeki program, dengedeki bir terazi gibi bir tarafta azalma olursa diğer tarafa destek olarak yeni bir denge oluşturur. Bu ölçümleri ardarda yapıp bir kağıda yazarsanız bu karşılıklı dengeyi daha kolay görürsünüz İşte buna "eşdeğerlilik kuralı" denir.

Peki eskiden bu hassas makine içi ölçüm sistemleri yokken fotoğrafçılar ne yapıyordu? Bu durumda size çok bilinen pratik bir kuralı anımsatalım. "Güneşli f:16" kuralına göre güneşli bir havada filminiz 100 ISO ise diafram değeriniz f:16 enstantane değeriniz de 1/125 sn. (yani filminizin ISO değerine en yakın durak) olmalıdır. Kolay bir kural, lütfen bu değerleri aklınızda tutun. Peki fotoğraf çekerken sadece bu değerleri mi kullanacağız? Bu durumda eşdeğerlilik kuralını anımsayın, diaframı açarken enstantane süresini kısaltmamız koşuluyla gerekli değişiklikleri yapmanız kolay. Güneşli f:16 kuralını ışık ölçümü yapamadığınız her durumda, örneğin küçük bir servet ödeyerek aldığınız güzel makinenizin pili bittiğinde, rahatlıkla kulanabilirsiniz. Bu kuralı yüzyıldan fazla bir süredir sayısız fotoğrafçı kullanmış ve iyi sonuçlar almıştır.

Bunları da Unutmayın
Eğer ölçümlerden emin değilseniz diafram veya enstantane değerlerini bir stop azaltıp çoğaltarak birkaç fotoğraf daha çekin. Böylece evde fotoğraflarınızdan uygun olanı seçerek fotoğraf gezinizin boşa gitmesini engellemiş olursunuz.

Olabildiği kadar az tipte ve markada film kullanın. Her seferinde aynı film kullanırsanız ışık karşısındaki tepkisini de daha kolay tahmin edersiniz.

Belli aralıklarla makinenizin ışık ölçerini kontrol edin. Bunun için makinenizi servise götürebilir veya aynı marka ve model makinelerle ölçümleri karşılaştırarak yapabilirsiniz.

Doğru ölçümü garanti etmek istiyorsanız yanınızda %18 gri kart taşıyın. Bu yoksa ölçümlerinizi kayalardan, topraktan veya ağaç gövdelerinden yapabilirsiniz. Gökyüzünün fotoğrafını çekerken ölçüm için en parlak noktayı seçin.

(*) Johann Wolfgang von Goethe, 1832, son sözleri.

©2007 - 2008 Serdar Sarı